17.01.2011

.

erkekler;
bazen piç kelimesinin size ne kadar da yakıştığı geliyor aklıma. öyle piçsiniz ki, bu sıfatı başkalarını üzerek kazandığınız için size başka diyecek birşey bulamıyorum.
yanındaki diğer sıfatlara göre bu piçliğiniz bazen beni güldürüyor. ama çoğunluklada üzüyor. beni çevremdekileri üzdüğünüz için öylesine piçsiniz ki size başka birşey demek gelmiyor içimden. bence bu kelimeyle barışık olun.
üzülmeyin, hakaretlerin en yakışanından payınızı almaya bakın.
bazılarınız çok güzel, bazınız ise çirkin.
ama piçsiniz, bunu kabul edin.

10.01.2011

bu bir şemsiye durumudur.

saat 2 deki mevcut sınavıma çalışmak için alarmı sabahın körü olan saat 6 ya kurdum. ardından çalar saatin çalmasıyla gayet normal bir şekilde saat 7ye erteledim. evet çok normal. gözlerimi araladım. hadi dedim kalk. gözlerim yanıyor, yatak beni içine çekiyor, tam elime saatimi alıp 8 geç bir saat değil diyen iç sesime kulak verecektim ki, cam kenarında bulunan yatağımdan sokaktaki bir kadın takıldı gözüme. elinde çantası gidiyor. sonra da bir apartmanın kapıcısı elinde ekmek sepetiyle geliyor, sonra başka bir kadın elinde ekmek poşeti ile. kalk lan dedim. insanlar bu soğukta çoluğunun çocuğunun rızkı peşinde, işinin peşinde koşuyor, sen şurda sıcak evde kıçının üstüne oturup son bi tekrar yapmaya üşeniyorsun. kalk hemen! dedim. sonra bir baktım insan kalmadı sokakta. o insanlar 3-5 istinadan ibaret olabilirmi diye düşündüm. yat kızım hadi izin veriyorum sana o istisnalar arasında olmana gerek yok dedim. gözlerimi kapadım oooh mışıl mışıl. tatlı bir kuşluk uykusundan hallice. şaka lan şaka. resmen kalktım ders çalıştım.
sonra gittim sınava girdim, iyikide sabah kalkmışım, çalışmışım dedim. vay be şu hayatın pis oyununa bak yatağım cam kenarı olmasa kalkamayacaktım dedim. sınavım güzel geçmeyecekti dedim.
şaka şaka. henüz sınava girmedim. ha tabiki buda beklediğim bi son. ders çalışmam gereken zamanda bunu yazdığım için de gidişat ne olur bilemem.
bunuda bataryası 10 dakika bile dayanamayan kuzenimin saçma ubuntu'lu bilgisayarıyla yazmaktayım. üstelik sürekli dat dat uyarı sesleri eşliğinde bir nefeste hooop diye yazdım ha. ama allah kahretmesin ki buda şaka. lanet olsun. bilgisayarın şarjı bitti ve işsiz gibi odasına girip takır tukur şarj aletini alıp tekrar açıp da yazdım. şimdi tekrar dersime dönüyorum. yanıldınız canım bu doğruydu !

7.01.2011

.

5 ocak 2011 sabahı uykumdan sevdiğim birinin ölüm haberiyle uyandığımdan, artık akşamları yatarken; yarın sabah için sevdiklerim yanımda olsun, eğer gideceklerse ben uyanıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra gitsinler, yarı ölü haldeyken, onlarla bilinçsiz bir mekan ortaklığının ardından sonra ikiyüzlülük yapıp onları orada terk etmek istemiyorum, diye dua etmeye başladım.
onu öyle gördüğümde; artık ölmeli böyle yaşamaktansa, dedikten sonra şimdi üzüldüğüm için kendimi yeterince iki yüzlü hissediyorum. bundan dolayı bir daha kimseye uykumda el sallamak istemiyorum.
beni saçma yollara savuran psikolojime şuan bir sıfat bulamamış olmam, onun iyi halini gözümün önünden götürmeye yetmiyor. benden daha şanslısınız. siz onun sadece daha sağlıklı halini görmüş olmalısınız.
iyiki benim gibi genç halini değil.

5.01.2011

başlık bulmakta biraz beceriksizim.

özel bir şeyini anlattığın insan kendini özel hisseder.
genelde insanların hayatında onlar için sayıca fazla özel insan yoktur. sayıca az olması normal olandır kanımca.
ben bazen hiç kimseye anlatılamayacak şeylerimi olur olmadık değişik insanlara anlatır, aramda orta zeka düzeyindeki insanlara olağanüstü gelen bağlar kurarım. ama borç bilinen teşekkür niteliğinin samimiyet derecesinde değil, içten olarak. hayatımın kıvrımlarında bulunan insanlara bakınca değişik şeyler hatırlamayı sevdiğimden. o insanları itinayla seçmemin bir karşılığınıda paylaştığım şeylerin tek kişinin bildiği bir sırmış gibi gizini koruması olarak geri alırım. şüphesiz ki en neşelisi onları gördüğümde gülümseme sebebimi tek benim bilmemdir.
bazen de herşeyimi paylaştığım özel kişilerden bir şeyleri saklarım. bilerek, isteyerek. sonradan paylaşacak olsamda en azından bir süre içimde tutarım. bu onların sıfatından bir şey eksiltmez. bu da gidişatını değiştirmek istediğim, sonucundan kaygı duyduğum olayların dudaklardan çıkmadığı sürece kendini daha rahat yenileyebilecek yada değiştirebilecek olmasına duyduğum inançtan kaynaklıdır. batıl yada saçma diyebilirsiniz. ama bazı şeyler sadece başrolün düşünceleriyle muhattap olmaktan rahatsızlık duymazlar. dudaklardan çıkıp başka insanların eleştirilerine maruz kaldıklarında alınabilir, kırılabilir, sinirlenebilirler. bazen inatçı değildirler, kötü niyetlide değildirler. sadece kafaları karışıktır. siz onların bu maduriyetinden faydalanıp onları aleni yermeye kalkarsanız, karşınıza alırsınız. bu dediklerimi yapmasanız da kaybetme olasılığınız vardır. fakat yapmazsanız, onlara olan iyi niyetinizden ötürü ağzınızı kapalı tuttuğunuz bir anı hayatın size akabinde daha güzel anlar olarak geri verdiğini ve bunun nasıl huzurlu bir haz olduğunu asla bilemezsiniz.