6.11.2012

bir tarif

hayat her yeni bir travmayla sorgu tabanını değiştirebilecek kadar şey. şey işte.
belki evet kısa, ya da evet uzun.
ama yaşadığın hüznün aslında anlamsız olduğunu anlatabilecek,
hissettiklerinin yalan olduğunu bir saniyede farkettirecek,
ya da yaşadığın sevincin bir hiç olduğunu gösterecek yeterli koza sahip.
ve elim bu kadar zayıfken ona karşı çıkabilecek, karşısında durup çabalayacak cesareti nerden alıyorum hiçbir fikrim yok.
farkettim ki, birilerinin kuklası olmamak, kendim olabilmek en temel gayelerimden biri iken, hayat benimle resmen eğleniyor. onun kuklasıyım ve elimden birşey gelmemesi, bu duruma tanıklığımı pekiştirmekten başka işe yaramıyor.
bu yüzden hayat biraz şey. adı gelmedi ama şey işte.

30.07.2012

bugün

hayat yedi kişinin döngüsü halinde varlığını sürdürür cümlesinden çıkarak kimlere ulaşabileceğimi.
melodilerin beni yönlendirmedeki yeteneklerinin sırrını.
bazen bazı şarkıların gerçekten benim için yazıldığını.
şirin bir köpeğin havlamasını taklit eden insan tebessüm alırken, birine kızarken it deyişini.
duyguları anlamada hala eksiklerim olduğunu.
güvenmeyerek nasıl mutlu olacağımı.
iyi bir hayatım olması için önceliklerimin daha ne kadar savrulacağını ve ne zaman netleşeceğini.
insanların neden bana ne yapmak istediğimi sormadan hayatımı planlamaya kalktıklarını.
bir gün ne yapmak istediğimi sorarlarsa vereceğim cevabın onların vizyonunu aşacağını.
kendimi şartlara adapte etmeyi öğrenip öğrenmeyeceğimi.
ben bir parçada kaybolurken doğru insanın nasıl beni bulacağını.
nasıl oluştuğunu bilmediğim garip prensiplerimin nasıl oluştuğunu.
korkularımı.
kendimden yola çıkarak bir insanın düşünce dünyasının uçlarını asla kestiremeyeceğimi.
beğendiğim ve haklı bulduğum bazı cümleleri neden daha önce benim düşünemediğimi.
bir insanı hayatımdan kolay çıkaramadığımı bilen insanların beni nasıl bu kıvama getirdiğini.
üzüldüğümü ama geçtiğini.
kin ve nefretin bir daha tecrübe etmek istemediğim haller olduğunu.
temiz olan hayallerimin tüm insanlardan daha değerli olduğunu.
sevdiğim insanları gerçekten çok sevdiğimi.
sevginin beni güzelleştirdiğini.
çevremdeki platonik sevenlerim var olduğum sürece bu kelimenin benim içinde var olacağını.
bireyselliğe ne kadar önem verdiğimi.
biriyle birlikteyken bile yalnız olacağımı.

ve sevdiklerimi günün birinde kaybedince nasıl devam edeceğim konusunda hala kendime bir terapi geliştiremediğimi, çünkü hala bağımlı bir birey olduğumu

düşündüm ve düşünüyorum.

10.04.2012

Yüzyılın buluşu!

arkadaki dağınıklığa değil LUSH'a bakın! adlı fotoğraf





Selam kızlar!
geçenlerde lush'ın ürün gazetesinde gözüme çarpan bu ürün, uzun yada kısa saçlı saçında yağlanma problemi olanlar için! nam-ı diğer: kuru şampuan! saçım oldukça uzun ve iki güne bir duş alıyorum, pek şikayetçi olmasamda zaman zaman yoğun tempoda uzun saçları şekillendirmek değil yıkayıp kurutmak bile gözümde büyüyor! bu ürünü saçınıza döküp diplerine masaj yaparak saçınızı ovuşturuyorsunuz ve saçınızdaki yağı ilginç şekilde emiyor ve yağlı görünümden dışarı çıkılabilir saç görünümüne geliyor :)
tarifinde saçınızı yeni yıkamış gibi! dese de bende pek öyle mükemmel bir etki yaratmadı ama işe yaradı diyebilirim! ben kullanımda bir sınırlaması olabileceğini düşündüm, sürekli de bununla olmaz ki canım diyordum mağazadaki danışmana sorduğumda hiç bir sınırlama yok dedi. tabii siz buna pek bakmayın, su ile duş alıp temizlenmek en iyisi :) ama bazı durumlar için hayat kurtarıcı olabilir ve rafınızda bulunması bu açıdan önemli. fiyatı da çok uygun.

LUSH'ın birçok ürününü kullanan bir insan olarak tekrarlayayım: dünya lush olsun! yada her marka lush kadar çevreci olsun!

2.04.2012

bu sabah sinema haberleri olsun dedim



Yavuz Bingöl'ün Steven Spielberg'in son filmi "şehit" te oynayacağı haberini okudum. imza aşamasındalarmış. teklifi Spielberg götürmüş. Spierlberg'in yönetmen mi yoksa sadece yapımcı koltuğunda mı oturacağı henüz belli değilmiş. Filistin-İsrail hikayesinin çekilmesi planlandığı filmde Yavuz Bingöl Filistin'de şehit düşen bir adamı canlandıracakmış. Spielberg Yavuz Bingöl'ü, Nuri Bilge Ceylan'ın üç maymun filmini izleyerek keşfetmiş.

haberi okuyunca türkiyede yaşayan ve sinema aşığı bir insan olarak ilk önce Yavuz Bingöl'ün oyunculuğunu eleştirip fesat bakışlar atarak negatif yönde eleştiriler yapmak yerine sadece heyecanlandım ve doğru olanı yaptığımı düşünüyorum, tıpkı Meltem Cumbul'u izlediğimde yaptığım gibi. ülkemiz adına, ülkemiz oyuncuları adına sevindirici bir haber, tebrik edilmesi gereken bir durum. ayrıca bu proje gerçekleşir ve başarıyla sonuçlanırsa, bunun biz gençler için heyecan verici bir öngörü oluşturacağının da bilincindeyim. umarım bu tür haberleri daha sık gördüğümüz günlerde gelir.


Steven Spielberg'in filmografisini şöyle bir hatırlamak isterseniz:



                                                             
Münih
Transformers 

Yapay Zeka 

Schindler'in Listesi

Savaş Atı

Jurassic Park

Er Ryan'ı Kurtarmak

TENTEN'İN MACERALARI



Elbette ki bu kadar değil, şuan sadece hatırladıklarımı aktardım.


Ayrıca sinemada uzun reklamlardan dolayı rahatsız bir avukatın açtığı dava haklı bulunmuş ve bu durum 'ayıplı hizmet' olarak nitelendirilmiş. hatta bilet parasının yüzde olarak bir kısmı geri verilmiş. ben her ne kadar reklam seven bir insan olarak bu habere çok sevinmesem de, sonuçta emsal niteliği taşıyor.

sabahı sinema ile açtık, gününüz sinema gibi güzel geçsin!










27.03.2012

kendime not

dışarıdan bakınca hayatı şanssızlıklarla dolu insanlara aslında üzülmemek gerektiğini, çünkü hayatın bu kötülüğü kura ile değil, nokta atışı ile seçtiği insanlara yaptığını acı tecrübelerle öğrenmiştim.
şimdi ise sürekli kullanılan ve haksızlığa uğrayan bir insana müdahale etme aşamasında, yine evrenden gelen bir mesajla, adım teşebbüsümü geri alıp düşündüm. bunun da rastgele olmadığını, bu insanın açıkça bunu hakettiğini gördüm.
anlayacağınız insan ilişkilerine müdahale etmek için bir takım niteliklere sahip olmanın yanında, biraz daha düşünüp biraz daha sakin görebilmek de gerekiyor.
çok garip, bazı insanlar acı çekmekten yakınırken bundan hoşlandığını, bazısı ise onu kullanan insandan yakınırken bu duruma son vermemenin kendi inisiyatifinde olduğunu farkında değil. gelip birilerinin onları çekip kurtarması isteği temelde samimi değil ve bunu görememek çevre insanı açısından çok tehlikeli.

her neyse, böyle anlarda duvarlarına insanlara karşı izolasyon yaptırılmış bir yere kendini kapamak fikri oldukça mantıklı fakat ütopik olduğundan, en iyi olanı; gerçek sorumluluklarının peşinde koşmak. sorumluluk insanı birçok gereksiz şeyden koruyor aslında.
iyi veya kötü insan olun, yapmanız gereken birşeyler varsa, hayatta idol dediğimiz insanların yolunda ilerleyenlerden farkınız olmaması için hiç bir sebep yok.

söz konusu insanlara gelince, kriteriniz kişi ile sohbetinizin sizi doldurması olursa, yaşınızın gerektirdiği durumlarla karşı karşıya kalır, arınarak ilerlersiniz hayatınızda.

16.03.2012

döngü

yatıp kalktıktan sonra birşeyleri artık unutmuyorsan, devam etmek çok daha zorlaşıyor. bunun güzel yanı ise, isteklerinde çok daha bilinçli, sen çok daha kararlı oluyorsun.
değişime giden adımların eskisi gibi sağa sola sapmıyor.
ne kin ne nefret sadece kararlılık ve garip bir olgunluk bürüyor etrafını.
sonra trajikomik kısım başlıyor ve seni böyle görmeye alışkın olmayan kimseler adımlarının tekrar onlara doğru geleceğini, gelmezse de bunun onlara
inat olduğu yanılgısına kapılıyorlar.
öyle komik ki bu onların bu sanrısını umursamak bile gelmiyor senin içinden.
şanslıysan gittiğin yolda başarıyı elde ediyorsun. sadece kendin için birşeyler yapıyorsun. kendi mutluluğunu önemsiyorsun.
sonra o sözde seni düşünenler o anki konumunu severlerse onlara inat şans eseri bu başarıyı bulmuş oluyorsun. yine onlar 'sağlamış' oluyor bu başarını ve cümleler bu şekilde yayılıyor etrafa.
ama bak gör bi sevmezlerse bi beğenmezlerse o iyi sandığın halini, yazık etmiş oluyorsun kendine. cahil oluyorsun. yanlış kararlar vermiş oluyorsun. onların istediği yoldan ayrılmak seni 'bu' hale getirmiş oluyor.
yani sürekli bir başkası yada başkaları var önünde.

sonra bir gün senin de kendi yolundan gitmesini istediğin bir insan çıkıyor karşına ve genelde farklı olan en az bir şartın altına sığınarak 'benimki farklıydı' diyerek kendine yapılanın aynısını ona yapmaya kalkıyorsun.
ve bu böyle sürüp gidiyor.

ne garip değil mi.
bence değil. bunun böyle olmaması için biraz düşünmek yeterliyken, düşünmeden hareket etmemiz garip sadece.

25.02.2012

günüm aydın olsun

kötü geçen bir akşamın ardından sabah uyanmak istemediğin ama uyanmak zorunda olduğun o tatsız anda, hergün yaptığın gibi yatakta uykunu açmak için sosyal medya sitelerine göz atarsın ve bir mesaj seni çok eskilere götürüp o kadar mutlu eder ki, bırak hiçbir şey olmamış gibi davranmayı mutlu
bile kalkarsın o yataktan. mesaj içeriğini veya türünü okuyan her insanın kendi hayatına göre düşlemesi açısından burada etik olan susmak ve ben böyle yapacağım ama sanırım 'her gün güneş yeniden doğar' gibi veya muadili cümleler bu anlardan dolayı söylenmiş olmalı.

19.02.2012

sadece birkaç gözlem.

siz siz olun, bir başkasının hayat standartlarını kendinizinmiş gibi düşünme yanılsamasına asla düşmeyin.

ayrıca siz siz olun, bir başkasını gitgide karaktersizleştiren olgular sizde aynı etkiyi yapmaz sanmayın. onlardan direk uzak durun veya tedbirli olun.

birde siz siz olun ve 'zengin koca' ikilisini istekleriniz arasında bir cümlede espri olarak dahi kullanacak aciz, zayıf ve küçük bayanlar arasında olmayın. unutmayın: böyle bir 'temenni' yerine kendiniz için zengin olma 'hırsı' bile daha yeğdir.

ve siz siz olun, sadece kendiniz olun.

18.02.2012

ilham dolu bir gün

uzun süredir ben şimdi ne yapacağım çıkmazında her bir kıvrımı dolaşırken, yolculuk esnasında yol arkadaşının ne kadar hayati bir önemi olduğunu, öylesine danıştığın birinin ufkundaki giderilebilir tıkanıklığı tek bir nefes ile açmasıyla anlıyorsun.
doğru bildiğiniz yol size kalsın, fakat bu sırada doğru insanlarla muhatap olursanız başarı kaçınılmaz bir sonmuş gibi bir umut ışığı yanıyor insanın içinde. hiç de sönecekmiş gibi durmuyor açıkçası.

şundan bir beş sene sonrasına bir saniye bile bakma şansım olsa idi eğer, çok büyük olacağımın garantili vaadini size şimdiden verebilirdim.

bana gitmek istediğim yolda itici kuvvet vazifesi gören çok sevgili arkadaşlarım ve takip ettiğim bazı insanlar: eğer bu hayal bir gün gerçek olursa size daha somut şekilde teşekkür edeceğimden emin olabilirsiniz.

siz şuan içinde bulunduğum halet-i ruhiyeyi pek kavrayamadınız ama en iyisi yazının anlam ve önemini tekrar niteliğindeki ve sizin için bir anlamı olmasını umduğum şahsi cümlem ile noktayı koyayım:

tek sermayem, hayallerim.


18.12.2011

-

bir pazar sabahı erkenden uyanıp kahve ve kitabını bir kenara bıraktıktan sonra perdeyi kaldırırken, fonda hemen başlayabilecek uygun bir müzikle her tarafın bembeyaz karlar içinde olduğu beklentisini taşımayan insanla aramda dağlar kadar fark var sanırım. ya ben çok basitim ve onun beklentileri çok daha kompleks, yada o çok yüzeysel ve ben: görerek ve derin yaş(amaya çalış)ıyorum. acaba hangisi ?

17.12.2011

-

kendini mutsuz hissetmekten daha kötüsü, kendini güçsüz hissetmekmiş.
zamanla düzelmeyeceğini bildiğin birşey hakkında güçsüzce umut etmekmiş.

ve bu kız, umut etmekten nefret etmek istemiyormuş.
umudun adını unutmak istemiyormuş.
kendini küçük ve aciz hissettiği bu acınılası ve belirsiz anında, umudunu kaybetmiş bir şekilde yeni yıla girmek istemiyormuş.
çünkü artık unutunca, hatırlamakta gerçekten zorlanıyormuş.

9.12.2011

bu kadar değil tabii.

kadınların evlenmek istemesinin tek sebebi arkadaşlarının evlenmesidir diye bir tweet gördüm. gaza geldim ve şimdi aşık olduğumda neler hissettiğimi yazmak istedim. sizi bilmem ama oldukça hassas bir anımdayım. boşluk da olabilir tabii. sanırım blogspot benden faydalanmak istiyor. tek bir nefeste aşıkken nasıl önümü göremediğimi, yatağıma yattığımda o günü değerlendiren tebessümlerimi, yanındayken sadece sarılıp uyumak isteyecek kadar romantizm manyağı olduğumu, göğsünde uyurkenki o savunmasız anım esnasında rüya görürkenki kıpırdanışlarımda hep yanımda olduğunu hissettirirken nasıl anlamsız bi güven duyduğumu, teni tenime değdiği andaki midemden gelen seslerin yanaklarımı nasıl kızarttığını, ertesi gün içmeden nasıl sarhoş gezdiğimi, beni kollarının arasında sarhoş edip izlemekten keyif alan adamı, gözüme baktığında gözlerimi kaçırışımı, beni her halimle koruyup kollayan o adamı falan hatırlayıp buraya yazmamı istiyor. gece gece iyi ve kötü hislerim aklıma gelir diye umuyor belki. şuana kadar yaşadığım hiçbir güzel şey niye bitti diye bir kızgınlığım yok. aslında gaza gelmekten öte bu kadar sahte ilişkilerin içinde düzene uymaktan, gerçek bir adamla gerçek şeyler yaşayamamaktan korkuyorum hepsi bu. umarım siz de aşık olmayarak geçirdiğiniz her anın bir kayıp olduğunu düşünenlerdensinizdir.

12.09.2011

tek cümle ile hoşbulduk antalya

bugün tam önümde sürekli sevgilisinin kulağını öpen genç irisi kızın korkunç suratına, yanımda sürekli kavga eden yaşlı çiftin diyaloglarına maruz kalarak tam on buçuk saatlik bir yolculuk geçirmem yetmezmiş gibi, koltuğumu arkaya yatırmamla birlikte arkamda beliren kızın 'ya pardon benim bacaklarim cok uzunda çok az öne alabilirmisin koltuğunu' demesiyle kızı bakışlarımla korkuttuğum için ve bir önceki ayni istikamete yolculuğum esnasında yüzündeki doğal şirinlik ile yüzünde ondan habersizmiş gibi meydana gelmiş yorgunluktan ötürü dikkatimi çekmiş dahası yüreğimin en samimi yerinden onun için yolladiğım iyi dileklerimin sahibi olan görevli adami aynı tesiste göremediğim için, vicdan azabı eşliğinde buruk bir vaziyette dalacağım uykuma.

1.08.2011

--

saçma olan, bu parça bittiğinde aynı şeyleri hissetmeyeceğimi bilirken, senin seni hiç bırakmayacağımı sanman.
saçma olan niteliksiz olarak nitelediğin o adamın, o rutin gamsız anında söylediği cümlenin doğru oluşu.
saçma olan istemediğim bir hayat yaşadığımı bildiğim halde, istediğim hale getirmek için sarf edeceğim çabanın bedelli oluşu.
saçma olan acımasız bir hayat, hiç gerek yokken.
saçma olan sevgiline güvenmezken, düşünülmüş olgulara güvenmen, kimin düşündüğünü bilmeden.
saçma olan çevrende hayatımın erkeği diyebileceğin onlarca adam varken, bekleyen boş dudaklar, konuşan yalnız eller.
saçma olan gözyaşının daha tadına bakıp bakmak istemediğin sorulmadan sana zorunlu kılınması.
son olarak: en saçma olanı ise kadınların ağda yapması.

1.07.2011

bu kelimelerin dökülmesine sebep olan tesadüfi dizilmiş birkaç notaya ithafen

birisi hayatındaki iyi anların tadını sürekli şükretmekten dolayı çıkaramadığını yazmıştı.
ben hayatımın daha kötüye gideceğine o kadar inandırılmışım ki;
hayatımdaki kötü anların daha da kötü olacağını düşünerek, en kötüsü bu olsun daha kötüsü olmasın cümlesini tekrarlayıp, berbat olan durumum ile kendimi avutmaya çalışıyorum zaman zaman. evet her zaman daha kötüsü var ve ne yazık ki bunları düşünebilecek kapasitedeyim. bu işime mi yarıyor yoksa kendi zararıma mı kullanıyorum bilmiyorum ama bana öğretilen ilk doğrular yüzünden, bir adım ilerisini düşünmeye çalışırken, anlık düşünme yetimi kaybettim. hayır kötü.
yaşadıklarımdan yorulmuyorum bu sayede diye düşünebilirsin, ama yaşayacaklarımı düşünmekten çok yoruldum. evet şimdiden.
eğer hangimiz daha şanslıyız diye düşünüyorsan:
şunu bil ki benim yolumun bir sonu yok ve hayatının iyi olacağına dair umudu olmayan bir kızın bu durumu tamir etme süreci, düştüğü yerden kalkmaya çalışan bir başkasınınkinden çok daha uzun.

ayrıca, evet belki problemlerim var ama bu benim suçum değil.

30.04.2011

nereden nereye.

sanattan anlamak, anlayanın fazlası değil, anlamayanın eksiğidir.
bir başkasının eksiği olan diğerinin fazlasıdır mı diyorsun ?
hayır, diğerinin fazlası değil, standartta olması gerekendir.
bu mantığa göre yalancılık karaktere bir eksi katıyorsa dürüstlük de artı katmalıdır.
ama bana göre bir insan zaten dürüst olmalıdır.
iki seçenek varsa eğer, dilediğini seçebilir insan, bunu bir standarda koyamazsın mı diyorsun?
o zaman ilk önce savunduğun evrensel doğrulara bak, sonrada yaşam biçimine bak diyorum.
şanslıyım ki, aranızdan henüz kötülüğün evrensel bir doğru olduğunu savunacak kadar cesaretli biri çıkmadı.
bu yüzden ki kötülük normalleştirilmiş, iyilik anormal bir harikalık olarak görülmekte.
bu yüzden varolan genleri ile oynanmış bu insanlık normalleşme adına daha da dibe gidiyor.
senin yüzünden 'nadir' gibi kavramlar ilk defa insanla tanıştı ve özünü unuttu.
şimdi bu anlayışın yüzünden ne halde olduğumuzu farkında mısın ?
evet demek istediğim tamda bu:
benim senin yüzünden midem bulanıyor.
ben senin yüzünden kusuyorum.

17.01.2011

.

erkekler;
bazen piç kelimesinin size ne kadar da yakıştığı geliyor aklıma. öyle piçsiniz ki, bu sıfatı başkalarını üzerek kazandığınız için size başka diyecek birşey bulamıyorum.
yanındaki diğer sıfatlara göre bu piçliğiniz bazen beni güldürüyor. ama çoğunluklada üzüyor. beni çevremdekileri üzdüğünüz için öylesine piçsiniz ki size başka birşey demek gelmiyor içimden. bence bu kelimeyle barışık olun.
üzülmeyin, hakaretlerin en yakışanından payınızı almaya bakın.
bazılarınız çok güzel, bazınız ise çirkin.
ama piçsiniz, bunu kabul edin.

10.01.2011

bu bir şemsiye durumudur.

saat 2 deki mevcut sınavıma çalışmak için alarmı sabahın körü olan saat 6 ya kurdum. ardından çalar saatin çalmasıyla gayet normal bir şekilde saat 7ye erteledim. evet çok normal. gözlerimi araladım. hadi dedim kalk. gözlerim yanıyor, yatak beni içine çekiyor, tam elime saatimi alıp 8 geç bir saat değil diyen iç sesime kulak verecektim ki, cam kenarında bulunan yatağımdan sokaktaki bir kadın takıldı gözüme. elinde çantası gidiyor. sonra da bir apartmanın kapıcısı elinde ekmek sepetiyle geliyor, sonra başka bir kadın elinde ekmek poşeti ile. kalk lan dedim. insanlar bu soğukta çoluğunun çocuğunun rızkı peşinde, işinin peşinde koşuyor, sen şurda sıcak evde kıçının üstüne oturup son bi tekrar yapmaya üşeniyorsun. kalk hemen! dedim. sonra bir baktım insan kalmadı sokakta. o insanlar 3-5 istinadan ibaret olabilirmi diye düşündüm. yat kızım hadi izin veriyorum sana o istisnalar arasında olmana gerek yok dedim. gözlerimi kapadım oooh mışıl mışıl. tatlı bir kuşluk uykusundan hallice. şaka lan şaka. resmen kalktım ders çalıştım.
sonra gittim sınava girdim, iyikide sabah kalkmışım, çalışmışım dedim. vay be şu hayatın pis oyununa bak yatağım cam kenarı olmasa kalkamayacaktım dedim. sınavım güzel geçmeyecekti dedim.
şaka şaka. henüz sınava girmedim. ha tabiki buda beklediğim bi son. ders çalışmam gereken zamanda bunu yazdığım için de gidişat ne olur bilemem.
bunuda bataryası 10 dakika bile dayanamayan kuzenimin saçma ubuntu'lu bilgisayarıyla yazmaktayım. üstelik sürekli dat dat uyarı sesleri eşliğinde bir nefeste hooop diye yazdım ha. ama allah kahretmesin ki buda şaka. lanet olsun. bilgisayarın şarjı bitti ve işsiz gibi odasına girip takır tukur şarj aletini alıp tekrar açıp da yazdım. şimdi tekrar dersime dönüyorum. yanıldınız canım bu doğruydu !

7.01.2011

.

5 ocak 2011 sabahı uykumdan sevdiğim birinin ölüm haberiyle uyandığımdan, artık akşamları yatarken; yarın sabah için sevdiklerim yanımda olsun, eğer gideceklerse ben uyanıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra gitsinler, yarı ölü haldeyken, onlarla bilinçsiz bir mekan ortaklığının ardından sonra ikiyüzlülük yapıp onları orada terk etmek istemiyorum, diye dua etmeye başladım.
onu öyle gördüğümde; artık ölmeli böyle yaşamaktansa, dedikten sonra şimdi üzüldüğüm için kendimi yeterince iki yüzlü hissediyorum. bundan dolayı bir daha kimseye uykumda el sallamak istemiyorum.
beni saçma yollara savuran psikolojime şuan bir sıfat bulamamış olmam, onun iyi halini gözümün önünden götürmeye yetmiyor. benden daha şanslısınız. siz onun sadece daha sağlıklı halini görmüş olmalısınız.
iyiki benim gibi genç halini değil.

5.01.2011

başlık bulmakta biraz beceriksizim.

özel bir şeyini anlattığın insan kendini özel hisseder.
genelde insanların hayatında onlar için sayıca fazla özel insan yoktur. sayıca az olması normal olandır kanımca.
ben bazen hiç kimseye anlatılamayacak şeylerimi olur olmadık değişik insanlara anlatır, aramda orta zeka düzeyindeki insanlara olağanüstü gelen bağlar kurarım. ama borç bilinen teşekkür niteliğinin samimiyet derecesinde değil, içten olarak. hayatımın kıvrımlarında bulunan insanlara bakınca değişik şeyler hatırlamayı sevdiğimden. o insanları itinayla seçmemin bir karşılığınıda paylaştığım şeylerin tek kişinin bildiği bir sırmış gibi gizini koruması olarak geri alırım. şüphesiz ki en neşelisi onları gördüğümde gülümseme sebebimi tek benim bilmemdir.
bazen de herşeyimi paylaştığım özel kişilerden bir şeyleri saklarım. bilerek, isteyerek. sonradan paylaşacak olsamda en azından bir süre içimde tutarım. bu onların sıfatından bir şey eksiltmez. bu da gidişatını değiştirmek istediğim, sonucundan kaygı duyduğum olayların dudaklardan çıkmadığı sürece kendini daha rahat yenileyebilecek yada değiştirebilecek olmasına duyduğum inançtan kaynaklıdır. batıl yada saçma diyebilirsiniz. ama bazı şeyler sadece başrolün düşünceleriyle muhattap olmaktan rahatsızlık duymazlar. dudaklardan çıkıp başka insanların eleştirilerine maruz kaldıklarında alınabilir, kırılabilir, sinirlenebilirler. bazen inatçı değildirler, kötü niyetlide değildirler. sadece kafaları karışıktır. siz onların bu maduriyetinden faydalanıp onları aleni yermeye kalkarsanız, karşınıza alırsınız. bu dediklerimi yapmasanız da kaybetme olasılığınız vardır. fakat yapmazsanız, onlara olan iyi niyetinizden ötürü ağzınızı kapalı tuttuğunuz bir anı hayatın size akabinde daha güzel anlar olarak geri verdiğini ve bunun nasıl huzurlu bir haz olduğunu asla bilemezsiniz.